Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

29 Aralık 2010 Çarşamba

Hoşçakalın...

Maslak’tan git-gel, Çayırova’dan git-gel, sonra  Çayırova’ya git-kal…
2 sene Çayırova’da kalıp, tekrar İstanbul’a gelmeye karar verince, İstanbul’da uzun bir süre  yatağa git-kal.
İyileşmeye yüz tutup, Kule’ye git-gel’den sonra emekliliğimi harika kılacak senaryolarımı  bloğuma yazmak istedim. (Size ne tabii ki birinin yapmak istediklerinden ama giderken de burada çalışanları birazcık özendireyim diyorum…J )
Maslak’da birinci katta bilgi-işlem odasındaki kahkahalarımızı database'imi sıfırladıktan sonra bile unutmamışım...Harikaydı!
Çayırova’da öğle yemeğinden sonra deniz kenarındaki  Piknik'te yeşil ve mavinin arasında, açık havada kahvemi yudumlamak da harikaydı!!!  İlkokuldan, üniversiteden arkadaşlarımla öğle yemeğini Çayırova'da deniz kenarındaki yeşillikler arasında yemenin zevkini çıkarmak,ofise dönerken Nesrin'ime yol üstündeki rengarenk çiçeklerden buket yapmak güzeldi. Ama oradaki fabrikamız kapandı artık. Müdürüm de uzaklara gitti. Şimdi betonların arasında yudumluyorum kahvemi birşeylere isyan ederek...
Evet..! Yeşil enerjiyi seviyorum. Bu sektöre ucundan, kıyısından bulaşmak güzeldi…çok önemli  ve gündemde bir konu, uygun olsaydı da çalıştığım bina da güneş enerjisi camları ile yapılansaydı…çok isterdim!
Emekliliğe başlarken…
Şehrin binlerce tınısından alacağım ilhamla her sabah pencereden gördüğüm hayatı Kule’den izlemeyi bırakıp, olduğu gibi hayatın içine dalmak istiyorum.''Şimdiye kadar daha çok hayat beni yönlendiriyordu, bundan sonra ben hayatı yönlendireceğim…'' diyecek kadar kuvvetli hissediyorum kendimi.
Hayatın içine dalmadan önce,  2011 kışını sıcacık yatağıma dalarak geçirecegim yarım kalan kitaplarımı okuyarak…Sabahları 6:00 da kalkmamanın, pofuduk terliklerimin, kızarmış ekmek kokularının ...verdigi hazzı yaşayacağım. Sonra; hayatın cazibesine kapılarak, İstanbul’un ritmini yakalamak, martı çığlıklarını, sokakların cıvıltısıyla harmanlamak, tazminatımla aklımdaki o fotoğraf makinasını ve lensleri almak, makinamı alınca da, martıların, serçelerin, sarı kuyruk sallayan kuşların ve İstanbul’da gizli kalmış ara sokakların güzelliklerini ve çirkinliklerini fotoğraflamak, çektiğim fotoğrafları bloğuma koymak ve …bloğumla uğraşmak.
Mardin’i ve Çin’i görmek,

Şırnak’da anaokulu öğretmeni olmak için formasyon eğitimi almak…

isteklerimin arasında.
Şişecam’dan giderken de, trafik kazamda tökezleyip düştükten sonra emekliyerek, tekrar ayağa kalkarken kendisine tutunmama izin veren ve bana çok yardımı dokunan  Nesrin’ime, yanımda duran Şişecam’a ve beni destekleyen arkadaşlarıma çok  teşekkür ediyor,  herkese sık aralıklarla fiziksel ve ruhsal sağlık diliyorum.

Sevgi ve Saygılarımla,

Aslı ATAÇ
Kimya Yüksek Mühendisi

28 Kasım 2010 Pazar

haydarpaşa

haydarpaşa yı da yaktılar...üç mum yakıp seyrine baktılar... agabugu biz iyi ki büyümemişiz.... büyükler herşeye soğukkanlı ve anlamsız gözlerle bakıp durumu tanımladıklarında sanki o olay hiç olmamış ve bir daha da benzeri olmazmış gibi garip bir hisse kapılıyorlar ve hiç bir önlem almaksızın aynı olayın yinelenmesini bekliyorlar...taaa ki ikinci olayda da "olay olmuştur giden gitmiştir " soğukkanlı!!!! bilgili!!! ve kendine "inanılmaz" güvenli garip tavırlarını yeniden kullanana kadar.... ben bir uzaylı olup bu tip olaylar için gerekli bin tane önlemi sıralayabileceğim halde bunu yap(a)mam.... uzay gemim yansa bu kadar üzülmezdim be agabugu... yeryüzünde insan türü kadar vahşi ve acımasız bir canlı yok ama eğitimlisi mi yoksa eğitimsizi mi daha vahşi ona henüz karar verebilmiş değilim.

27 Kasım 2010 Cumartesi

kütüphane

sevgili agubugu senin için arkada grünen kütüphaneyi toplamam, dizmem, sınıflamam, düzenli olarak tozunu almam yıllar aldı. elini sürmeyeceğini bildiğim bunca kitabı neden mi topladım? e ona da sen cevap ver artık

kaptanın seyir defteri

yıldız tarihi 815722345. dünya adı verilen küçük ve sevimsiz bir gezegene inmek üzereyim. bu gezegende dikey konumlanmış vahşi yaratıklardan oluşan yoğun bir kalabalık var. neden bilinmez ama hepsi farklı dillerde konuşuyorlar...ve aracımı her gördüklerinde şaşkınlıkla birbirlerine gösterip kayıt altına almaya çalışıyorlar. bununla beraber bir kere taşlanmam hariç önemli bir düşmanlık belirtisi gözlemedim şimdiye kadar. zaten birbirlerine o kadar düşmanlar ki dışarıda olup bitenler onları ilgilendirmiyor. peki ben niye mi buradayım...? bunu da size agabugu adını taktığım tuhaf arkadaşım açıklasın :))))))